Öğrenci derste sıkılıyorsa, ilgisizse…

Okul çağında çocuğu olanlar bilir; veli toplantılarında velilere istisnasız her öğretmen şunları söyler:
– Dersi dinlemiyorlar
– Konuşuyorlar, ya da hayale dalıyorlar
– Kitap okumuyorlar

Son yıllarda ülkemizde normal vatandaş tarafından da duyulmaya başlanan Yapılandırmacı/Oluşturmacı (Constructivist) Öğrenme yaklaşımına göre ki MEB İlköğretim Programı da buna göre yeniden hazırlanmıştır:

– Öğretmen bilgileri öğrencinin beyninin açarak içine koyamaz
– Öğrenmek öznel bir süreçtir; öğrenci isterse öğrenir.

EVET ÇOK DOĞRU. Ve bu, bu yaklaşıma göre, öğretmen

– Her bilgiyi, her şeyi bilen değil; ama
– Öğrenciyi güdüleyen (motive eden), öğrenmesi için ona kılavuzluk, rehberlik eden,
– Öğrenmeyi öğreten kişidir.

Ayrıca, artık hemen herkes tarafından iyi bilinen, eğitimciler/öğretmenler tarafından daha iyi biliniyor olması gereken ve doğal olarak öğretmen yetiştiren fakütelerde okunan konular, çok kısaca:
– Her öğrenci aynı hızda ve şekilde öğrenmez
– Her bireyin öğrenme stili ve stratejisi farklıdır
ve bunlara son senelerde eklenen
– Çoklu zeka kavramı. Özellikle kimi özel okullar tarafından seminer ve duyurularında sıkça sözü edilen Gardner’ın Çoklu Zeka yakalaşımına göre öğrencilerin farklı zeka alanları baskındır. Kimisinde matematik zeka baskındır, kimisinde müzik kimisinde kisteteik zeka. Böyle sekiz çeşit var… Gardner’a göre bireyler baskın zekan alanlarına hitap edecek şekilde hazırlanan derslerde daha iyi öğrenirler..

Diyelim ki öğretmen kendisi Üniversitede okurken bunlardan bazıları o zaman pek de bilinmiyordu; ancak yine de, her öğrencinin farklı özelliklere sahip olduğu en az bir asırdır bilinen bir şey. Ayrıca, bir öğretmen en azından öğrencilerine de örnek olmak ve mesleğini daha iyi yapmak için yenilikleri izleyen, araştırmacı, okuyan biri olmalıdır. Sözüm meclisten dışarı, “öğrenciler kitap okumuyor” diyen öğretmenlerin ne kadarı, kitap okuyor, kendini geliştiriyor, gerçekten merak ediyorum. Oğlum ilköğretimde okurken böyle bir algıya sahip olmamı sağlayan tek bir öğretmen oldu… Zaten, eğer bu yapılıyor olsa, dersleri elli-yüz sene öncesinin kara tahta (şimdi beyaz) teknolojisi yerine tv, video, yansıtıc, bilgisayar gibi öğretim teknolojileri ile zenginleştirirler. Ayrıca, grup çalışması, İşbirliğine Dayalı Öğrenme, Proje Tabanlı Öğrenme, Otantik Öğrenme gibi farklı öğrenme/öğretme yöntemlerini kullanırlar… Bu konuyu konuştuğum bir yakınım öğretmenlerin kitap olacak parası yok dedi. Bu geçerli bir argüman olabilir mi??? Kendini geliştirme güdüsü ve isteğine sahip bir insan, kitabı arkadaşında da ödünç laır, kütüphaneden alır, en olmadı Intermet’e girer, araştırır okur. Evinde Internet yok ise okullarda mutlaka var, oradan girer, araştırmasını yapar. Öğrenmek isteyen insan için gerçekten olanaklar çok. Ben öğrenciyken Internet olmadığı gibi, kişisiel gelişim, iletişim, bedeb dili, öğrenme stilleri, farkındalık gibi pek çok konu bilşinmediği için bu konualrda bilgi ve kitap da yoktu… Ama günümüzde öğrenilecek çok şey ve bunları öğrenebilecek çok mecra var.

Eğer öğretmen okuyup, araştırıp, öğrenip kendisini kişisel ve mesleki alanda geliştirmiyor ise, son öğretim teknoloji ve yöntemlerini öğrenip uygulayıp dersini renkli, her öğrenme stili ve zekasına sahip öğenciler için çekici, dinlenebilir hale getirmiyor; anlattığı dersin/konunun öğrencinin NE işine yarayağını anlatmıyor ve bu sebepten derse/konuya ilgi uyandırmıyorsa (bu sorular OKS’de, ÖSS’de çıkacak iyi çalışın demek değildir ilgi, motivasyon uyandırmak) derste verdiği örnekler, hayat dersleri ile kitap okumaya kılavuzluk etmiyor, belirli konulara ilgili duymayı sağlamıyorsa öğrencilerden ne bekleyebilir? Ben Üniversitede ders verne bir öğretmen olarak, dersimde öğrenciler sıkılmaya, uyuklamaya başlarlarsa bunun sorumlusunun ben olduğumu biliyorum, öyle düşünüyorum. Her hafta dersi hazırkarken nasıl daha ilgi çekici yapabilirim diye düşünüyor, araştırıyor, uğraşıyorum. Yine ilgisizler yok mu, elbet var…

Bu biçimde devam ettikçe, dersler sadece en eski teknoloji olan tahta ve en eski öğretim yöntemi olan “düz anlatım” ile verilip; araştıran, soru soran, bilgiden bilgi üretebilen öğrenciler yetiştirilemeyecek, toplantılarda öğrencilerden şikayet edilmeye devam edilecektir. Araştıran, soru soran, bilimsel yöntemi bilen, güvenilir bilgiyi güvenilmez bilgiden ayırabilen, bilgileri bir araya getirip sentez yapabilen (yeni bilgi üretebilen), bu bilgileri, düşüncelerini ve duygularını, istekerini yazılı ve sözlü İFADE EDEBILEN, ayrıca iletişim ve sunuş becerilerine sahip bireyler yetiştirilmedikçe(kitap okumaları isteniyor öğrenclierin Edebiyat dersinde; bu çok güzel; ama sınıfta TARTIŞMAK yerine yazılı sınavda soruluyor….:( sonuç Üniversiteye gelip en basit konuda kendisini ifade edemeyen öğrenciler), toplumların şu anda geldiği en son aşama olan Bilgi Toplumu düzeyine de gelebilmemiz maalesef mümkün olamayacaktır.Okul çağında çocuğu olanlar bilir; veli toplantılarında velilere istisnasız her öğretmen şunları söyler:
– Dersi dinlemiyorlar
– Konuşuyorlar, ya da hayale dalıyorlar
– Kitap okumuyorlar.

Son yıllarda ülkemizde normal vatandaş tarafından da duyulmaya başlanan Yapılandırmacı/Oluşturmacı (Constructivist) Öğrenme yaklaşımına göre ki MEB İlköğretim Programı da buna göre yeniden hazırlanmıştır:

– Öğretmen bilgileri öğrencinin beyninin açarak içine koyamaz
– Öğrenmek öznel bir süreçtir; öğrenci isterse öğrenir.

EVET ÇOK DOĞRU. Ve bu, bu yaklaşıma göre, öğretmen

– Her bilgiyi, her şeyi bilen değil; ama
– Öğrenciyi güdüleyen (motive eden), öğrenmesi için ona kılavuzluk, rehberlik eden,
– Öğrenmeyi öğreten kişidir.

Ayrıca, artık hemen herkes tarafından iyi bilinen, eğitimciler/öğretmenler tarafından daha iyi biliniyor olması gereken ve doğal olarak öğretmen yetiştiren fakütelerde okunan konular, çok kısaca:
– Her öğrenci aynı hızda ve şekilde öğrenmez
– Her bireyin öğrenme stili ve stratejisi farklıdır
ve bunlara son senelerde eklenen
– Çoklu zeka kavramı. Özellikle kimi özel okullar tarafından seminer ve duyurularında sıkça sözü edilen Gardner’ın Çoklu Zeka yakalaşımına göre öğrencilerin farklı zeka alanları baskındır. Kimisinde matematik zeka baskındır, kimisinde müzik kimisinde kisteteik zeka. Böyle sekiz çeşit var… Gardner’a göre bireyler baskın zekan alanlarına hitap edecek şekilde hazırlanan derslerde daha iyi öğrenirler..

Diyelim ki öğretmen kendisi Üniversitede okurken bunlardan bazıları o zaman pek de bilinmiyordu; ancak yine de, her öğrencinin farklı özelliklere sahip olduğu en az bir asırdır bilinen bir şey. Ayrıca, bir öğretmen en azından öğrencilerine de örnek olmak ve mesleğini daha iyi yapmak için yenilikleri izleyen, araştırmacı, okuyan biri olmalıdır. Sözüm meclisten dışarı, “öğrenciler kitap okumuyor” diyen öğretmenlerin ne kadarı, kitap okuyor, kendini geliştiriyor, gerçekten merak ediyorum. Oğlum ilköğretimde okurken böyle bir algıya sahip olmamı sağlayan tek bir öğretmen oldu… Zaten, eğer bu yapılıyor olsa, dersleri elli-yüz sene öncesinin kara tahta (şimdi beyaz) teknolojisi yerine tv, video, yansıtıc, bilgisayar gibi öğretim teknolojileri ile zenginleştirirler. Ayrıca, grup çalışması, İşbirliğine Dayalı Öğrenme, Proje Tabanlı Öğrenme, Otantik Öğrenme gibi farklı öğrenme/öğretme yöntemlerini kullanırlar… Bu konuyu konuştuğum bir yakınım öğretmenlerin kitap olacak parası yok dedi. Bu geçerli bir argüman olabilir mi??? Kendini geliştirme güdüsü ve isteğine sahip bir insan, kitabı arkadaşında da ödünç laır, kütüphaneden alır, en olmadı Intermet’e girer, araştırır okur. Evinde Internet yok ise okullarda mutlaka var, oradan girer, araştırmasını yapar. Öğrenmek isteyen insan için gerçekten olanaklar çok. Ben öğrenciyken Internet olmadığı gibi, kişisiel gelişim, iletişim, bedeb dili, öğrenme stilleri, farkındalık gibi pek çok konu bilşinmediği için bu konualrda bilgi ve kitap da yoktu… Ama günümüzde öğrenilecek çok şey ve bunları öğrenebilecek çok mecra var.

Eğer öğretmen okuyup, araştırıp, öğrenip kendisini kişisel ve mesleki alanda geliştirmiyor ise, son öğretim teknoloji ve yöntemlerini öğrenip uygulayıp dersini renkli, her öğrenme stili ve zekasına sahip öğenciler için çekici, dinlenebilir hale getirmiyor; anlattığı dersin/konunun öğrencinin NE işine yarayağını anlatmıyor ve bu sebepten derse/konuya ilgi uyandırmıyorsa (bu sorular OKS’de, ÖSS’de çıkacak iyi çalışın demek değildir ilgi, motivasyon uyandırmak) derste verdiği örnekler, hayat dersleri ile kitap okumaya kılavuzluk etmiyor, belirli konulara ilgili duymayı sağlamıyorsa öğrencilerden ne bekleyebilir? Ben Üniversitede ders verne bir öğretmen olarak, dersimde öğrenciler sıkılmaya, uyuklamaya başlarlarsa bunun sorumlusunun ben olduğumu biliyorum, öyle düşünüyorum. Her hafta dersi hazırkarken nasıl daha ilgi çekici yapabilirim diye düşünüyor, araştırıyor, uğraşıyorum. Yine ilgisizler yok mu, elbet var…

Bu biçimde devam ettikçe, dersler sadece en eski teknoloji olan tahta ve en eski öğretim yöntemi olan “düz anlatım” ile verilip; araştıran, soru soran, bilgiden bilgi üretebilen öğrenciler yetiştirilemeyecek, toplantılarda öğrencilerden şikayet edilmeye devam edilecektir. Araştıran, soru soran, bilimsel yöntemi bilen, güvenilir bilgiyi güvenilmez bilgiden ayırabilen, bilgileri bir araya getirip sentez yapabilen (yeni bilgi üretebilen), bu bilgileri, düşüncelerini ve duygularını, istekerini yazılı ve sözlü İFADE EDEBILEN, ayrıca iletişim ve sunuş becerilerine sahip bireyler yetiştirilmedikçe(kitap okumaları isteniyor öğrenclierin Edebiyat dersinde; bu çok güzel; ama sınıfta TARTIŞMAK yerine yazılı sınavda soruluyor….:( sonuç Üniversiteye gelip en basit konuda kendisini ifade edemeyen öğrenciler), toplumların şu anda geldiği en son aşama olan Bilgi Toplumu düzeyine de gelebilmemiz maalesef mümkün olamayacaktır.

Reklamlar