Beyne Dayalı Öğrenme – Temel İlkesi

Sevgisiz bir ailede büyümekte olan veya aşağılanmış, istismara uğramış bir çocukla çok iyi koşullarda yetişmiş bir çocuğun ‘hayatta kalmak” için gereksindikleri şeyler çok farklıdır. İlki, hayatta kalabilmek için sevgi ve ilgiye gereksinim duyarken diğeri daha farklı ve üst düzey gereksinimler peşindedir. İşte bu nedenle, öğrenenin gereksinmelerine göre öğretimin düzenlenmesi gereği vardır.

Jensen (2000), 1950’lerde ortaya çıkan Skinner ve Watson’un davranışçı yaklaşımlarının elli yıl sonra bile ısrarla kullanıldığını; mutlu, düşünebilen, başkalarına değer veren insanlar yetiştirmeye çalışmak yerine; hala en yüksek sınav sonuçlarını almayı başarmada ısrar edildiğini, ancak insanların davranışçıların deneylerindeki fareler olmadığını söylemektedir. İnsanlar pek çok değişik ruh durumu içinde, çok değişik koşullarda olabilirler. Buna göre, Jensen, “her öğrenene aynı basit ödül – ceza sistemi uygulanarak öğrenme nasıl sağlanabilir?” diye sormaktadır.

Jensen’e göre öğrenenler aşağıdaki şu üç modelden birine maruz kalmaktadırlar:

1- “En güçlü olan hayatta kalır” ilkesi: öğrenci standart programa göre öğrenmiyorsa bir bozukluğu vardır.

2- Kesin davranışçı: Yeterli ceza ve ödülle istediğiniz davranışı öğretebilirsiniz.

3- Beyne-dayalı: İstenilen davranışın doğal bir sonuç olarak ortaya çıkabilmesi için öğrenenin doğal engelleyicileri ve içsel motive edicileri keşfedilmelidir.

Üçüncü seçenek daha çok anlam ifade etmektedir, çünkü

      Hiçbir zeka veya yetenek uygun ortam sağlanmadıkça veya sağlanana kadar, gelişmez, ortaya çıkmaz.

Reklamlar