Teknolojiden uzak eğitim

 

Milliyet blog’da 29.05.2009’da yayımlanan yazım

İki sene önce biz de SBS ( o zaman OKS) için çok uğraştık… Çocuğum İstanbul’un merkezinde, OKS puanı yükseklerden bir Anadolu Lisesi kazandı… Duyan diyor ki “aaa orası iyiymiş””.. Hayır, bence Anadolu Liselerinin birbirinden ve hatta düz liseden farkı yok. Bu sınavlar sadece öğrencileri kümeliyor. Çocuğunuz kendi gibi öğrencilerle birlikte oluyor, siz, sizin gibi velilerle bir arada oluyorsunuz. O kadar. Öğretmenler hep aynı (burada değineceğim/ yakınacağım öğretmen profilinden değilseniz lütfen üzerinize alınmayın, ÇOK iyi öğretmenlerimiz var).

Herşeyden evvel İstanbul’un çok merkeziö bir yerindeki bu okulda TEKNOLOJİ diye bir şey yok. Bilgisayar bile yoktu şimdi geldi diyor çocuğum… Ne amaçla, ne yapılıyor anlamadım. Bir odada duruyor sanırım.

Benim üniversitede ders verdiğim bölüm EĞİTİM TEKNOLOJİSİ alanında uzman ve öğretmen yetiştiren bir bölüm. Öğretmen adayı öğrencilerimize MODEL olmak için herşeyden evvel biz öğretim üyeleri hem teknoloji hem değişik öğretim yöntemleri kullanıyoruz… Kısaca değinmek gerekirse, eğitim teknolojisi kara tahta ve tebeşirle başlayıp, kronolojik sırada radyo, teyp/ kaset, film/ video, tv, tepegöz, barkovizyon, bilgisayar, Internet, Web ve bunların öğretim süreçleriyle (dersi daha iyi verebilmek ve de kalıcı öğrenme sağlamak için) entegre edilmesi olayı… Gelişmiş ülkelerde artık Web, bloglar, wikiler, ipodlar kullanılıyor öğretimde, çok yaratıcı biçimde.

Bizde ise yüzlerce sene öncesinin teknolojisi olan tahta ve tebeşir!!! 😦 😦 Çocuğumun okulunda, bir tek öğretmen hariç, hiç biri zahmet edip birkaç slayt (örneğin powerpoint ile) hazırlayıp, dersi biraz görselleştirip, biraz somutlaştırma ve biraz hareket katmaya zahmet etmiyor.

Burası İstanbul’un göbeği.. Teknolojiden habersiz, onu bilmeyen, kullanmayan öğretmenler. Internet’i bile kullandıklarını hiç sanmıyorum. Öğretmen, birilerine bir şeyler anlatabilmek, öğretebilmek, gelişmesine katkıda bulunmak, bildiklerini paylaşmak için çırpınan insandır. Bundan da zevk alır. Sürekli kendini eğitir, geliştirir. Bizim bölümüze gelen öğrencilerin bir kısmı, öğretmenliği zaten çok severek üniversiteye geliyor, bir kısmı ise sevmiyor ama seneler ilerleyip, 3. ve 4. sınıfa geldiklerinde bu mesleği sever oluyorlar. Geçirdikleri değişime kendileri de inanamıyorlar. İlköğretimnde yaptıkları stajlar bunda çok etkili. Yüzde ondan daha az bir öğrenci ise yazılımcı veya eğitim teknoloğu olarak çalışmayı seçiyor mezun olunca.. Çocuğumdan okulu ve öğretmenleri dinledikçe bu bahsettiklerimin hiç birinin olmadığını çok büyük bir üzüntü ile görüyorum. Bırakın kuru kuruya asırlar öncesinin tahta-tebeşiriyle ders yapmayı, sınav yaptıktan sonra sınav sorularını bile bir sonraki ders çözmüyorlar. Öğrenmede bu ÇOK önemlidir. Nerede hata yaptığını görüp, doğrusunu öğreneceksin. Bir öğretmen BUNU BİLE NEDEN YAPMAZ ki! Aklım almadığından bu yazıyı yazıyorum… Ben her sınav veya ödevden sonra çocuklara yanlışları, doğruların ne olması gerektiği hakkında geri bildirim (dönüt) veriyorum yarattığım wiki ortamından.. Zaman harcıyorum, üşenmiyorum. Sürekli etkileşim içindeyiz. Bu Web 2.0 olanağını kullanarak onlara model oluyorum. Onlar da umuyorum alıştıkları bu tarzı öğretmen olduklarından sürdürecekler, çünkü faydasını görüyorlar.

Bu zevksiz ve çağa uymayan öğretim tarzıyla sürdürülen derslerde öğrenciler sıkılıyor ve notları kötü. Öğretmenler bu kötü notlarda kendi “katkı”larını görebiliyorlar mı? (Hiç çalışmayan öğrencilerden bahsetmiyorum burada). Artık öğrenci 20 sene öncesinin öğrencisi değil. Gün boyu çok değişik teknolojileri sürekli kullanan (ipod, cep tel, facebook, msn, youtube….) bir kitleyle karşı karşıyayız. Buralardan ve ÇOK hızlı bir sürü şey öğreniyorlar. Eğitim-öğretim buna göre şekillenmeli. Sadece kulağa hitap eden düz anlatım dediğimiz sadece hocanın konuşarak ders anlattığı öğretim yöntemi çok eskide kaldı, kalması gerek. Bir sürü değişik – yapılandırmacı – öğretim yöntemi var..

Son olarak… Bir sorun da eğitim-öğretim programında (yaygın adıyla müfredat) lise 2. sınıf icin, 15-16 ders olması! Olacak iş değil. Çocuk hangi birine çalışsın? Bu kadar dersten hangi biri layığı ile anlatılabilir ve layığı ile öğrenilebilir.. Uygun derslerin birleştirilmesiyle oluşturulan programlar mevcut dünyada. Böylelikle ders sayısı azalıyor, bir ders değişik disiplinleri içerip zenginleşip, ilgi çekiyor. Çocuk bir konunun başka bir alanla ilgisini görüyor.. Konular/bilgiler ayrı ayrı, kopuk adacıklar halinde beyne sokulmaya çalışılmamış oluyor; anlamlı birleşmeler oluyor. Zaten, ayrı adacıklar halinde beyninizde duran – bu şekilde kopuk kopuk sokmaya çalıştığınız -bilgiler) kısa bir süre sonra beyninden çıkar gider… kalıcı/ anlamlı öğrenme dediğimiz öğrenme olmaz. Eğitim sistemimizde olan tam da bu…

Reklamlar